kazanimlar

Cumhuriyetin kazanimlari 1 (dördüncü baski)

In Uncategorized on Ekim 31, 2008 at 1:32 pm

Basligi tiklarsaniz daha rahat okuyabilirsiniz.

Ülkemizde her kesimin kavramlara atfettigi mananin farkli oldugu tespitini yapalim önce. Bununla ilgili link burada. Oradan kisaca tekrar edersek, kavramlarda bir mutabakat yok. Bundan sadece devlet sorumlu degil, siyasetciden, aydina sorumlular yelpazesi var. Bu durum ise statükonun, birbirine düsmanliktan ve ötekilesmeden beslenen bir yapinin da kacinilmaz olmasina sepeb. Linki destekler bir örnek verelim, Akyol.org´dan bir yorumu alalim:

Kavram pusluluğunun ülkemiz ve topluluğumuz için ne büyük felaket olduğu nasıl anlatılabilir bilemiyorum!


TC. anayasasında ülke, cumhuriyet, devlet gibi kavramlarının tanımının neden yapılmamış olduğunu anlamak mümkün değildir. Kavramlar iç içe sokulmuş birbirleriyle karıştırılmış bir anayasa insanların kafasında bulanıklık yartıryor, sorunları çözümsüz, tartışmaları sonuçsuz hale getiriyor… Yukarıda bir yorumda, yorum sahibi “cumhuriyeti bölüyorlar” die bir ifade kullanmış. Vatanı bölüyorlar, ülkeyi bölüyorlar dense budan kastın ne olduğunu herkes anlar. Eğer “cumhuriyeti bölüyorlar” dersen, bundan kimse bir şey anlamaz. ayrıca böyle bir ifade ifadeyi kullana kişinin “cumhuriyet” diye neye demekte olduğu konusunda insanların kafasını yorar!


Cumhuriyet ne ülke nede vatan demektir. cumhuriyet sadece bir yönetim biçimidir ki, bölünür birşey değildir!

Kavramlarla ilgili bu tespitten sonra Cumhuriyet kavramina iliskin bir degerlendirmeye de bu baglamda bakabiliriz.

Cumhuriyet, rejim türleri arasında bir türdür, Tanrısal bir yaratık, vazgeçilmez bir tarz, hiçbir zaman hata yapmayacak bir kavrayış değildir. (A. Yayla)

Tarihte cumhuriyetlere atfedilebilecek iyi şeyler de olmuştur, kötü şeyler de. En kötü despotizmlerin bazıları, gerek uzak geçmişte gerekse 20. yüzyılda, cumhuriyet rejimleri adına, cumhuriyet rejimleri tarafından yapılmıştır. Her dönem ve her yer için insan haklarıyla, günümüzde demokrasiyle harmanlanmayan cumhuriyet tatbikatları, hem mahallî hem evrensel ölçekte insanlara çok zarar vermiştir. Esasen, yalnız başına bırakılmış cumhuriyet fikrinde gayri medenî bir nüve vardır.( A. Yayla)

Cumhuriyetlerde yenilenme, küresel koşullara ve toplumsal taleplere göre yapılır, zaten özü gereği cumhuriyet bunun için kurulur. Toplumdan ne anlaşıldığı, yenilenmeden ne kastedildiği ise cumhuriyetin kalitesini belirler. Bu kalite genel olarak demokratikleşme yani vatan meselesini önceden çözüp vatandaş meselesine evrilme kapasitesiyle ölçülür. Dolayısıyla devletin hangi ilkelerle kurulduğu, cumhuriyetin ne tür esaslara dayandığı kadar nasıl sürdürüldüğü de önemli olur. BERİL DEDEOĞLU –STAR 29. 10. 2008

Simdi bizdeki cumhuriyet anlayisina bakalim.

Bizdeki cumhuriyetçi propaganda sanki Türkiye Cumhuriyeti insanlık tarihinde kurulan ilk cumhuriyetmiş ve kendi tarihimizde de cumhuriyetin kurulmasından önce beş para eder bir şey yokmuş havasını basmaktadır. Oysa, Türkiye’nin cumhuriyeti gelmiş geçmiş birçok cumhuriyet arasında bir cumhuriyettir. (A. Yayla)

Bu tespitlerden sonra konumuza devam edelim. Ülkemizde `”cumhuriyetin kazanimlari“kavramini dile getirenler kimlerdir?` sorusuna cevap arayalim.

1. Üniversiteler

2. Köse yazarlari

3. Cumhuriyet savcilari

4. Barolar (bilmem nerenin eczaci barosuna kadar)

5. Siyasetciler

Simdi bu söylemlere örnekler verelim.

1. Üniversiteler

Toplantıda bir konuşma yapan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sevgi Mir ise, Cumhuriyet kazanımlarının ortadan kaldırılmaya çalışıldığını belirtti.

Bilim yuvası olan üniversitelerin inanç yuvaları haline dönüştürülmeye çalışıldığını ifade eden Prof. Dr. Mir, ” Bizim sıkıntımız inancını samimiyetle ifade eden ve o inançla bilim okumak isteyen kız öğrencilerimiz değildir. İslam sadece dini alanda değil bir düşünce sistemine dönüştürülmeye çalışılıyor. Onlar gibi düşünmeyenler baskı altında tutulmaya çalışılıyor. Tek bir doğruyu kabul etmek üniversitelerle bağdaşmaz. Bizim için tek doğru bilimin üstünlüğüdür.” diye konuştu.

Konuyla ilgilinenler (1)Türköne´den bir alintiya bakabililirler.; (2) ayrica bu mahiyette bir yazi daha var surada.

2. Köse yazarlari

Artik laik köse yazarlarini okumadigim icin bu basligi incelemiyorum, ama sunu söyleyeyim beni onlar yetistirdi.

3. Cumhuriyet savcilari

Meshur Savci:

“Eskiden devlet ön plandaydı, şimdi vatandaşı (bireyi) ön plana çıkarmak için bunları yapıyoruz” yalanıyla halkı kandırmaya çalışıyorlar.

Ümmet toplumunu, “Ulus” yapan, halkımızın yarısını teşkil eden kadınlarımızı toplum hayatımıza kazandıran, insanlarımızı “kul” statüsünden çıkarıp, eşit haklara sahip vatandaşlar (bireyler) haline getiren, beğenmedikleri Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet idaresidir.(26.10.1999)

Onlar aslında, Cumhuriyetimizin kazanımlarını yok etmenin savaşını veriyorlar.*

Bu aciklamadan sonra gazetelerde bazi yorumlar yapildi, olumlu olanlari alalim:

M. Yılmaz şunları söyledi:

“Evet devletin görevi ülkenin bütünlüğünü korumaktır, kamu düzenini korumaktır, can ve mal güvenliğini korumaktır, ama 2000 yılında devletin görevi sadece bunlar derseniz, siz o zaman çağdaş devleti bilmiyorsunuz demektir, sizin devlet anlayışınız demode kalmış demektir. Bugün bu devlet hem bu görevlerini yapacaktır, hem de vatandaşının dokunulmaz olan alanını vatandaşına bırakacaktır.”

Öymen, “Sayın Savaş`ın açıklamalarında bir tek noktada mutabakat kalınması mümkün değil. Vural Savaş meclisten umudunu kestiğini söylüyor. Buna katılmıyorum. Biz bu meclisin dışındayız. Meclisi eleştiriyoruz. Ama meclisten ümidimizi kesmiyoruz ve kimse de kesmemeli. Meclis dışında olsak bile umudumuzu koruyoruz. Çünkü oraya yine geleceğiz“ diye konuştu.

Keske bu yaklasimi o zaman asgari müsterek olarak sayin savci da görebilseydi. 1999´dan bu yana ayni söylemlerle karsilasiyoruz. Akp´ye acilan kapatma davasinda emekli savci yine benzer uyarilar yapiyor:

”Anayasa Mahkemesi elini çabuk tutuyor. Yoksa bundan sonra mutlak surette yargıyı ele alacaklar. Bu değişikliği yaptıkları zaman Türkiye Cumhuriyeti’nin sonu gelecektir. AK Parti kapatıldıktan sonra yapılacak bir erken seçimde CHP’nin de içinde yer alacağı geniş bir cephe kurulmalı. O zaman bu cephe en az yüzde 35-40 oy alacaktır ama bunu yapamıyoruz.”

Sayin savcinin öngörülerinin cikmamasi beni hakikaten cok memnun ediyor. Ama kendisi kehanetlerinden vazgecmeyecek gibi görünüyor. ( Bkz” ; ayni ruh halinin bu kadar senedir devam etmesi hayra alamet olmasa gerek.) Kendisi de ALLAH´a cok sükür hayatta, 99 yilinda IBDA-C terör örgütü belli mahfiller tarafindan malum amacla (korku siyaseti) icin palazlandirilmis olsa gerek. (Arastirmacilara birakiyorum) Bu noktada ilginc bir itiraz da evrensel gazetesinden gelmis (28.10.99).

Milli Güvenlik Kurulu toplantısı öncesinde Türkiye´nin yeni yasaklara ihtiyacı olduğunu iddia eden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş´a, partiler, kitle örgütleri ve sendikalardan tepki gösterdi. Faili meçhul cinayetlerin yasaklarla aydınlanamayacağının belirtildiği açıklamalarda, ülkenin yeni baskı düzenlemelerine değil, demokrasi ve özgürlüğe ihtiyacı olduğu vurgulandı.


EMEP: Emekçilerin özgürlüğe ihtiyacı var
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş´ın sözlerinin devlet felsefesinin, yönetme tarzının bir ürünü olduğunu, bu tarz ve felsefenin zaten iktidarda olduğunu vurgulayan EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel, halka tek çıkış yolu olarak “zincirli hürriyet”in gösterildiğini belirtti.üzel, dün yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye´nin sorunlarının çözümünü “yasaklar hukuku”yaratmakta gören DGM Başsavcısı Vural Savaş´ın kendisini tehdit eden gerici, karanlık güçleri gerekçe göstererek halka tek çıkış yolu olarak “zincirli hürriyeti” gösterdiğini belirtti. Savaş´ın bir hukuk adamına yakışmayacak bir yasakçı zihniyetle konuştuğunu dile getiren Tüzel, Savaş´ın “Dünyanın bütün baskıcı, sansürcü yasalarını alın getirin bana” dercesine hükümeti ve parlamentoyu, Almanya´dan, İngiltere´ den, Yunanistan´dan yeni “yasakçı yasalar” ithal etmeye çağırdığını kaydetti.


Parti kapatmakla ünlenen Savaş´ın, bu konuda daha fazla yetki isterken, telefon dinlemenin yasallaşmasını, sansürün kurumsallaşmasını istediğini anımsatan Tüzel, “Ulucanlar Cezaevin´de ve öncesinde diğer cezaevlerinde katledilen onlarca siyasi tutsak yetmezmiş gibi, halkın bütün tepkisine rağmen devleti yeni katliamlar yapmaya davat etti” dedi.


Dönem dikkat çekici
Savaş´´ın açıklamasının, Prof. Ahmet Taner Kışlalı´ nın öldürülmesiyle, laik-şeriatçı çatışmasının yeniden canlandırılmaya başladığı günlere denk gelmesinin dikkat çekici olduğunu vurgulayan Tüzel, “Milli Güvenlik Kurulu toplantısından bir gün önce konuşması ise dikkat çeken bir diğer noktadır. Dolayısıyla Vural Savaş´ın söyledikleri iddia ettiği gibi kendisinin kişisel fikirleri değildir. Savaş, onlarca yıldır sürdürelen devlet politikalarının, yönetme tarzının sözcüsüdür. Açıklamalarıyla, devletin halka yönelik baskıcı, gerici, yasakçı politikalarının önümüzdeki günlerde daha da artarak sürdürüleceğinin işaretlerini vermektedir” diye konuştu. Tüzel, işçilerin, emekçilerin, gençlerin ve memleketin demokrasiye ve özgürlüğe ihtiyacı olduğunu vurgulayarak, “Ve onlar her şeye rağmen, yasakları ve zincirli hürriyeti sevenlere karşı mücadele etmeyi sürdürecekler” dedi.

Simdi bu alintilari nasil yorumlamak lazim bilemiyorum. En iyisi bu alintilara baska bir alintiyla cevap verelim, onca sene gecti, kac tane islami siyaset yapan parti kapatildi, bir ayaklanma, rejim karsiti bir kalkisma olmadi. Insanlar ugradiklari magduriyetleri (basörtüsü zulmü) sineye cekti.

Türkiye’de mütemadiyen cumhuriyetin bitmez tükenmez bir tehdit ve tehlike altında olduğu propagandasının yapılmasına rağmen, ciddî bir tehlikenin ve tehdidin mevcut olmamasıdır. Türkiye’de cumhuriyet fikrine ve cumhuriyet rejimine karşı çıkan kişi ve gruplar, bildiğim kadarıyla pek yoktur. (A. Yayla)

Devam edelim.

Meshur baska bir savci; 367 ile anilacak:

Devlete ve rejime yönelmiş olan ve Cumhuriyetin çağdaş kazanımlarını, laik demokratik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan diğer irticai terör örgütlerinin tehdit ve eylemleri, ciddi ve kaygı verici boyutlara ulaşmıştır. Terör amaçlı örgütlerin milletçe yapılan mücadele sonucu çökertilmesine rağmen tehlike devam etmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Başsavcılığı bir an önce kurulmalıdır.”, diye bir söz de sarfetmis ki cok ilginc. “Devleti savcilik yapalim” diye anladim ben su kadar aklimla.( Bu konusmayi tarihiyle beraber yorum kismina tamamiyla ilave ettim). Ayrica daha kolay okuncabilecegi bir yer de burasi.

4. Barolar (oda baskanlari, ayni sey miydi?)

Istanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Tanıl Küçük, Oda Meclisi toplantısında yaptığı konuşmada yeni anayasa tartışmalarına değindi. Küçük, “Çağdaş bir anayasaya olan ihtiyaç tartılmaz ancak yeni anayasanın hazırlanması sürecinin toplumda gerilimi ve kutuplaşmayı yükseltecek şekilde gelişmemesi gerekir. Laik demokratik cumhuriyetimizin kazanımlarının, tartışılır, sorgulanır hale gelmesi kabul edilemez” dedi.27 09 2007; Kaynak burasi.

5. Siyasetciler

Canan Arıtman

CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman da, tartışmaya, Gül çiftinin manevi evlat alacağını öğrenince büyük bir endişe duyduğunu belirterek katıldı. Arıtman, endişelerini şöyle dile getirdi: “Çünkü Cumhuriyetin kuruluş felsefesine aykırı düşünceler taşıyan, cumhuriyet kazanımlarını koruma hassasiyetleri olmayan bir çiftin ebeveynlik yapacağı çocuğun dünya görüşünde sapmalar olabilir. Bu, kız çocuklarını daha fazla etkileyebilir, başı kapatılabilir, daha ağır bedel ödeyebilirler. Kendi çocuklarını istedikleri gibi formüle edebilirler. Ancak SHÇEK’in koruması altında olan çocuklar milletin çocuklarıdır. Ben de milletin çocuklarını Gül ailesine emanet etmek istemem.”

CHP İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyesi Zehra Eylici

Biz çağdaş demokratik ve laik Cumhuriyetimizin kadınları olarak, Cumhuriyet ve kazanımlarından rövanş almaya çalışanların baskı ve tehditlerinden korkmuyoruz” diye konuştu. 05.11.2008

Meraklisina uzmez gazozlari

Cumhuriyetin kazanımları kalıcı hale gelmiştir

Erdoğan:

1.AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Cumhuriyet’in kazanımlarının kalıcı hale geldiğini belirterek, ”Bundan geriye dönüş de olmayacaktır, olamaz. Ne mutlu ki Cumhuriyet’in kuruluş ideallerine, çağdaşlaşma hedeflerine, bugün her zamankinden daha yakın bir noktada bulunuyoruz” dedi.

2. “Cumhuriyetimizin niteliklerin halkımızca yeterince sahiplenilmediği yönündeki iddialar, milletimizin devletine ve cumhuriyete olan sadakatini tartışmalı hale getirmek anlamını taşır. Bu, Cumhuriyetimizin bütün kazanımlarını, bütün başarılarını inkar etmek demektir. Elbette böyle bir haksızlığı kabul etmek mümkün değildir. Bugün hala 80 yıl önceki ezber üzerinden siyaset yapanlar, ne yazık ki, milletimizin yaşadığı büyük değişim ve gelişmenin hem dışında hem de çok gerisinde kalmıştır. Umuyorum onlar da yakında, Türkiye’nin artık, o eski Türkiye olmadığını anlayacaktır. Demokrasi, laiklik, hukuk devleti ve sosyal devlet anlayışları birbirinin tamamlayıcısı mahiyetindedir, mütemmin cüzü durumundadır. Bunlar arasında ayrım yapmak, bu bütünlüğü sulandırmaya çalışmak doğru değildir.”

Tugluk, DTP:

Cumhuriyet’in kazanımları Türk-İslam karışımı bir milliyetçilik/dincilikle bitirilmek isteniyor. Kemalizm eğer Cumhuriyet aydınları tarafından sol ve demokrat yorumla güncelleştirilebilseydi bunun önüne geçilebilirdi. İşte o zaman demokratik ulus var edilebilirdi ve dincilik de, aşiretçilik de ırkçılık da bugünkü tehlikeli düzeyine ulaşamazdı.’

Tugluk´un bu sözlerin asil sahibi olmadigini, bu sözlerin aponun sözlerinin yaklasik bir sene sonraki tekrari oldugunu da söyleyelim.Merak edenler icin kaynak vardi. (Böylesi bir isgüzarlikla kendi kuyularini kazdiklarini düsünüyorum. Bundan sonra hic bir gazete Dtp´lilerin yazilarini yayinlamaz herhalde).

Simdi bir ara degerlendirme yapalim


Cumhuriyetin kurulma sürecini isin uzmani olan tarihcilere birakarak, kazanimlar söyleminin arkasinda yatan duygunun sebebinin ne oldugunu anlamaya calisalim.


1 Cumhuriyetin (kavramsal olarak) millete mal olmamis oldugu vehmi.

2 Cumhuriyet rejimi adi altinda belli bir zümrenin millet üzerindeki tahakkümünün ve statükonun devamini saglayabilmek.

3 Bu baglamda toplumdaki dine ragbetin, cumhuriyet rejimine (aslinda kendi tahakkümlerininin devamina) tehdit oldugu algisi- vehmi. (Bunu 2. maddeden bagimsiz düsünmek neredeyse imkansizdir, o zaman algi olur, vehim olmaz)

Peki bu 3 „ana bacakta“ incelemelerimize devam edersek; bu söylemlerin sahipleri otoriter ideolojilerini güclendirmek icin ne yaptilar?


Kendilerini devleti kuran parti olarak lanse ettiler:


CHP devlet kuran bir parti değil; devlete hakim iktidar odaklarının ideolojilerini halka dayatmak ve benimsetmek amacıyla kurdukları bir devlet partisidir. CHP halk tarafından değil, halka karşı devlet tarafından kurulmuştur. Onun için CHP yöneticilerinin veya CHP zihniyeti savunucularının cumhuriyeti babalarının malı gibi görmeye ve “cephede kazandığımızı sandıkta kaybedemeyiz” türü talihsiz beyanatlar vermeye asla hakları yoktur.

CUMHURİYET VE KAZANIMLARI
Ahmet Faruk NİZAMOĞLU

Burada katilmadigim tek nokta „devlet onlarin“ söylemine kapi acilmasi (su söz CHP halk tarafından değil, halka karşı devlet tarafından kurulmuştur.)


Laiklik kalkani latinda totaliter ideolojiyi dayattilar; en güzel örnek:


Laikliğin net bir tanımı bulunmadığını, her ülkenin kendi koşullarına göre o ülkede laikliğin şekillendiğini ifade eden Sabih Kanadoğlu, örneğin Fransa´da kiliseyle devlet arasında varılan anlaşma uyarınca iki tarafın birbirlerinin işlerine karışmaması benimsenirken, Türkiye´de geçmişte yaşanan olumsuzluklar göz önünde bulundurularak, ´´dinin devlet işlerine karıştırılmaması, ancak devletin din işlerine karışması´´ yaklaşımının benimsendiğini anlattı.


Sorun ne:


Türkiye’de en büyük zaaf, küçük bir elit grubun, kendi görüşlerinin dünyanın en mükemmel görüşü olduğuna inanması ve diğerlerine bunu kabul ettirme inadını bırakmaması. (Karpat)

Aydınlarını ve alimlerini savaşta tüketmiş bir toplumun başına, dar bir seçkin azınlık kadro musallat oldu. Merkeze, devletin içine bürokrasiyi tekellerine alarak oturup, tanımadıkları toplumu bir yandan uzaklarında tutup öbür taraftan da değiştirmeye giriştiler. Cumhuriyet’in elitleri, kendi iktidarlarını sağlamlaştırmak için toplumu merkezin dışında tutacak çareler aradılar. Sorun Cumhuriyet’in değerleri veya çağdaşlaşma ideali değildi. Modernleştirici programların öncelikli amacı da bu seçkin bürokratik iktidarı pekiştirmekti. Çağdaş değer ve idealler, toplumu yabancılaştıracak ve merkezin uzağında tutacak şekilde yorumlandı ve seferber edildi. (Türköne)

Sorun, bir siyasal rejim türü olarak cumhuriyetin kendisinden kaynaklanmıyor; cumhuriyeti ideolojik bir sistem olarak algılayan Jakoben iktidar seçkinlerinden kaynaklanıyor. Bizim Cumhuriyetimiz elbette yaşamalı, ama demokrat olmayan iktidar seçkinlerinin vesayetinde değil! Türkiye`nin asıl ihtiyaç duyduğu yönetim şekli, demokratik cumhuriyettir.` (s.30.37) Demokratik bir cumhuriyete doğru hızla evrilmemiz dileğiyle cumhuriyet bayramımız kutlu olsun diyorum.
Mehmet Metiner 2006-10-30 Bugün

Türkiye´de meclis ne zaman özgürlükler alaninda ya da halkin degerleri ile bariþmak adina bir açilim yapmaya kalksa çevreler hemen „cumhuriyetin kazanimlari elden gidiyor“; diye feryadi basiyor.

Halbuki biz cumhuriyetin kazanimlari deyince öncelikle cumhurun, yani millet çoðunluðunun iradesinin yönetime yansimasini

anlariz. Türk kadinina seçme ve seçilme hakkinin bir çok ülkeden daha önce verilmiþ olmasini anlariz. Bu milletin emperyalizme verdiði savaþin zaferle sonuçlanmasini anlariz. Baðimsizliði anlariz. Millet namusunun batili köpeklerin tasallutundan kurtarilmiþ Kahraman Maraþ;ta Sütçü Imamin Türk kadinin iffetine uzanan elleri kirmak için koyduðu yiðit tavri;

kalede Fransiz bayraði dalgalanirken ben burada Cuma namazi kildirmam diyerek kurtuluþ meþalesini yakan Ridvan Hoca´nin baþlattiði mücadelenin zaferini anlariz. Kara Fatmalarin, Nene Hatun;larin verdiði kavganin baþariya ulaþmasinin manasini anlariz. Demokrasinin ülkemize (yarim yamalak ta olsa) kazandirilmasini, çaðdaþ medeniyet seviyesinin çikma hedefine yönlendirilmemizi, bilimde, sanatta, sporda, kalkinmada diðer ülkelerle yariþmayi anlariz. Saltanatin kaldirilmasini,

eðitimin millileþtirilmesini, Yeni Türk alfabesinin kabulünü, uluslar arasi ölçülerin benimsenmesini ve buna benzer bir çok yeniliði

anlariz. Cumhuriyetin bir ahlak, erdem ve fazilet rejimi olduðunu anlariz.

Oysa bugünkü tepinmelerin, feryat-figaninin, bizim anladiðimiz cumhuriyet kazanim ve deðerleriyle uzaktan yakindan alakasi Zaten bu kazanimlarin elden gittiði falan da yok Milletimiz bu kazanimlarin kiymetini gayet iyi biliyor. Öyleyse nedir mesele?

Bilindiði gibi ülkemizde malum bir azgin azinlik var. Bunlar millete, milletin deðerlerine hep tepeden bakiyorlar. Hiçbir zaman

millete güvenmediler ve güvenmiyorlar. Kendilerini efendi milleti köle olarak algiliyorlar. Þu günlerde altlarindan bir takim þeylerin

kaymakta olduðunu, bir takim imtiyazlarini kaybetmekte olduklarini görüyorlar. Bunu açikça ifade edemedikleri için Cumhuriyetin,

Atatürk’ün ve bir takim deðerlerin arkasina siðiniyorlar. Bir kisim kurumlari bu deðerler üzerinden tahrik ederek ellerinde

bulunan imtiyazlari korumaya çaliþiyorlar. Bunlarin tepki gösterdiði hususlarin bir kaçina þöyle bir göz atarsak: Zina suç sayilsin

deniliyor. Bunlar feryadi basiyor. Cumhuriyetin kazanimlari elden gidiyor diye. Ankara Valiliði bir GAY kulübünü kapatmak istiyor.

Gene ayni feryat. Tekirdagin kurtuluþ gününde belediye restoraninda içki servisi yapilmadi diye bir CHP limilletvekili ter ter tepiniyor Uludaðda camiye siðmayan cemaatin bir kismi kar üzerinde namaz kiliyor. Gene gitti Cumhuriyetin kazanimlari(!). Bir belediye yeni evlenen çiftlere evlilik rehberi adinda bir broþür veriyor. Gene ayni terane. Üç beþ

öðrenci lisede namaz kildi diye yeri göðü yikiyorlar. Travestilerin iþlerini rahat bir þekilde icra edebilmeleri onlara göre en tabi insan

hakki. Ama lise öðrencilerinin namaz kilmalari, üniversiteye baþ örtüsü ile girilmesi, içkili mekanlarin aile ortamlarinin diþina çikarilmaya

kalkilmasi, Þehitlerin anildiði bir günde içki servisi yapilmamasi gibi hususlar cumhuriyetin kazanimlarinin elden gitmesi oluyor.

Zinanin serbest olmasi ne zaman „Cumhuriyetin kazanimi“oldu? GAYlerin (yani ib..lerin) haklarinin korunmasini hangi cumhuriyet kazanimi ile izah ediyorsunuz? Hangi Cumhuriyet deðeri baþörtüsünü yasakliyor? Içkiyi özendirmek

Cumhuriyetin kazanimi midir? Cumhuriyet rejiminin inananlarla, inananlarin da cumhuriyet rejimi ile bir problemi yoktur. Bu yaptiklariniz ayni zamanda cumhuriyete bühtandir. Zinayi, ib..liði, içkiyi savunabilirsiniz. Dine de karþi olabilirsiniz. Istediðiniz açabilir, istediðiniz yerinizi örtebilirsiniz. Namus kavraminiz da olmayabilir. Bu sizin tercihiniz. Ama lütfen bunlari Cumhuriyetin kazanimi olarak takdim etmeyin. Ayip oluyor.

Mehmet KIRYUSUFOÐLU

www.huryorum.com

not : Bazilarinin düsündügü gibi bu yazi statükocularla bir orta yol bulusmasi amaclamiyor. Hakim güc odaklariyla bir konsensüs arayisi ise hic degildir. Erkenci yorumlarla günahimi alanlar siz yok mu siz! Bu isi baltalayan sizin sabirsizliginiz. (Bana “Münafik” diyenlere)

Devam etmek icin tiklayiniz.

  1. [...] Devamini okumak icin tiklayiniz. ▶ Comment /* 0) { jQuery(‘#comments’).show(”, change_location()); jQuery(‘#showcomments a .closed’).css(‘display’, ‘none’); jQuery(‘#showcomments a .open’).css(‘display’, ‘inline’); return true; } else { jQuery(‘#comments’).hide(”); jQuery(‘#showcomments a .closed’).css(‘display’, ‘inline’); jQuery(‘#showcomments a .open’).css(‘display’, ‘none’); return false; } } jQuery(‘#showcomments a’).click(function(){ if(jQuery(‘#comments’).css(‘display’) == ‘none’) { self.location.href = ‘#comments’; check_location(); } else { check_location(‘hide’); } }); function change_location() { self.location.href = ‘#comments’; } }); /* ]]> */ [...]

Yorum yapmak için giriş yapmış olmalısınız.