Büyük Türkiye

Cumhuriyetin kazanimlari 3 (birinci baski)

In Uncategorized on Kasım 5, 2008 at 1:49 pm

Cumhuriyetin kazanimlari ve demokrasi munafikligi

“Önceki yazilarda bahsedilen unsurlarin (kaybetmekten) korktuklari sey nedir?” seklinde bir soruyla düsünmeye devam edelim:

Kendi bakis acilarindan cok kisa bir cevap:
Halkın 1946′dan bu yana cumhuriyetin kazanımlarını yıpratma ihtimali

Halkın 1946′dan bu yana cumhuriyetin kazanımlarını yıpratma ihtimali olan muhafazakâr partilere oy vermesi, “cumhuriyeti kurtarma” fikrinin canlı kalmasını sağlayan bir etken olmuştur. Ve cumhuriyeti demokrasi içinde korumaktan umudunu kesenler için askeri müdahaleler bir sığınma alanı konumuna geldi. 27 Mayıs 1960 ihtilalinin ardından demokratik ve ilerici bir anayasa yapılması, sol hareketlerin bu ihtilalin ardından güç kazanıp toplumu etkilemeleri söz konusu oldu. aslında oluşumları gereği askeri darbelere en fazla karşı olması gereken sol çevreler için de ihtilaller bir çıkış gibi görünür hale geldi. Zira bugün bile kendisini sol olarak niteleyen kimi çevrelerin “cumhuriyet için demokrasiden feragat etme” fikriyle bir kavram kargaşası etkisindedirler.
Öyle bir durum söz konusudur ki “Boş ver demokrasiyi, yeter ki vatanımız şeriatın eline düşmesin, bölünmesin” fikri neredeyse tüm bireylerin kafasında yer etmiş durumda.

Kaynak : Ayi demokrasisi

Peki bu korku herhangi bir somut veriye dayaniyor mu? Yoksa sadece bir vehim mi?

1999 yilina kadar olan gazete küpürlerine sanal alemde ulasmak mümkün, dolayisiyla bu korkunun aradan gecen 10 küsur senedir araliksiz dile getirilmesine ragmen hep bir ihtimalden bahsedildigini görüyoruz.

Bu ihtimal ise:

Laiklik ilkesinin yikilmasi korkusu,

Kutsal dinimizi, din duygularını, simge haline getirilen unsurları istismar ederek ve kötüye kullanarak, Cumhuriyetin temel niteliklerini, özellikle demokrasinin olmazsa olmaz koşulu olan laiklik ilkesini, yıkmaya çalışan veya Devletimizi parçalamak için faaliyet gösteren siyasi partilerin, demokratik siyasi hayat içerisinde yerleri olamaz. Demokrasilerde hak ve özgürlüklerden yararlanılarak, demokrasiyi yıkma özgürlüğü yoktur.

Yukardaki cümleden de anlasilacagi üzere demokrasinin geregi olarak kurulan siyasi partilerin demokrasi icin tehdit olabilecegi degerlendirilmektedir.

Teknik bir konu; hukukcu olmadigim icin bu konuyu degerlendirebilecek salahiyette degilim. Ancak belli bir korkunun var oldugunu söylerken buna kaynak vermek acisindan müsahhas bir örnek oldugunu düsünüyorum.

Sayin savcinin argümanlarinin tamamen dogru oldugu ön kabulünü yaparak sorular soralim:

Böyle bir tehdit algisi varsa, bunu destekleyen somut olaylar nelerdir?
Sokaktaki bir simitcinin simit satarak kazandigi parayi rejimi yikmak icin kullanabilme ihtimalinden bahsediyoruz.

Bundan ne demek istedigimi aciklayayim.
Bir simitci düsünün, sadece simit satmakla kalmamakta baska bazi artniyetler de tasimaktadir. Fiilen buna tesebbüs ettigi belegelenirse yasalar gerekli önlemi alir.
Ama simitci sabahtan aksama menfi görüslerinin propagandasini yapmakla beraber etrafinda cayci v.b bir kac insan toplandi ise daha dikkatli takibe alinir. Hele hele simit satmiyor, fakat satiyor görünüyorsa bunun takibi de kolaydir.Propagandasina firsat verilmez.

Laik demokratik rejime yönelik tehdit ve tehlikeleri önleme tedbirlerini etkin olacak şekilde alma, uygulama ve takip etme yükümlülüğü özlenen insan merkezli demokratik toplum olma iddia ve talebinin zorunlu sonucudur. Nitekim, demokratik sistem kendisini koruyacak mekanizmaları geliştirmiştir. Nuri Ok

Ama hem propagandasina izin veriliyor hem de palazanmasina göz yumuluyorsa „sartlarin olgunlasmasi“ bekleniyor demektir.

Somut olay olabilecek provokasyonlarin hazirlanmasidir.

Konuyu fazla dagitmamak icin burada birakiyorum. Tarihsel sürec icinde yasananlara; somut olay diye ortaya konulan kalkanci –sahin tiyatro oyunlarina ve simitcilerin bundaki rollerine isaret etmekle iktifa edelim.

Bazi seylerin söylenebilmesi ve sözlerin havada kalmamasi icin, baska birilerinin baska seyleri söylemis olmasi gerekir bunun icin de yine baska birilerinin baska seyleri söylemis olmasi lazimdir. Bir savcinin konusabilmesi icin bir Dtp´linin ve yine onun konusabilmesi icin de hapisteki bir teröristin konusmasi gerekebilir.270 ° yapar:Politikalar ve gündem degisir. Bu ara tespitten sonra konumuza geri dönelim.

Demokrasiye atifta bulunan insanlarin “sahte demokrat” olma ihtimali var. Bu ihtimalin varligi kendini rejimin kadim bekcileri olarka görenlerin söylemlerinde ortaya cok cikiyor.
“Bu ihtimali besleyen provokasyonlara karsi önlem nedir?” dersek; benim önerebilecegim tek sey samimiyettir. Eger gercekten demokrasinin bir fazilet rejimi olduguna inanmiyorsaniz, demokrasinin size sundugu imkanlari vasita yaparak siyaset yapmayacaksiniz.

Islam ve demokrasi tartismalari bunun temel mihenk noktasidir. Konu oldukca spesifik. Kendi yazdiklarimla bu noktada acizane bir yol haritasi cizebilirim fakat basit bir blogda bu konuyu ele almak mümkün degildir (Biraz palavra oldu bu). Ancak “Islam´da demokrasi yoktur ” diyenlerin siyasi partiyi de izah etmesi gerekir. Bütün bunlarin yaninda
rejim bekciligini misyon edinenler icin bir tespit var, oldukca yerinde buluyorum:

“Türban” yasağından imam-hatip alerjisine, 28 Şubat sürecinden “kapatma davası”na kadar Türkiye’deki otoriter laiklik örneklerinin hepsinin temelinde dinle ve özellikle İslam’la ilgili bir önkabul yatar. Bu önkabulün sahipleri, İslamiyet’in toplumsal hayatı etkilemesi durumunda mutlaka “gericilik” üreteceğine ve bizi “karanlığa” götüreceğine inanmıştır. Bu yüzden de laikliği, Batı’da olduğu gibi sadece devleti değil, aynı zamanda toplumu ve hatta bireyleri de tanımlayan totaliter bir ilke olarak tarif ederler.(M. Akyol, giristen tekrar oldu)

Buna bir örnek verelim:

Laikliği; katı, donuk, dini dogmalara, bağnazlığa, yobazlığa, dinsel radikalizme karşı devletin, yönetimin ve insanın özgürleştirilmesi hareketi olarak da tanımlayabiliriz. Nuri Ok

Prof. Dr. Bayındır, “Laiklik ilkesine zarar verici uygulamalara girişmek ve türbanı yasallaştırmak, tüm İslam dünyasında kadınların özgürleşmesi için çaba harcayan milyonlarca genç müslüman kadının modellerini ellerinden almak olacaktır. Daha da vahimi, bu ülkede Cumhuriyet ideallerine gönül vermiş hem müslüman, hem laik, hem inançlı, hem özgür olunabileceğine inanmış ve bu tavrıyla tüm dünyada parmakla gösterilen Cumhuriyet kadınlarını, kaderlerine terk etmek gibi bir sonuç doğuracaktır” şeklinde konuştu

Yani her halu karda rejim icin tehdit degerlendirmeleri yapan söylemin sahipleri dinin yol gösterici degerleri olduguna inanmamaktadir.(Bkz önceki yazilardaki diger örnekler)

Hal böyle olunca bu sabit fikir sahiplerinin baskalarini demokrasi münafikligi ile itham etmesi de gülünc oluyor. Hatta bu itham terse de dönebilir.Bu sefer kendilerinden demokrasiye iman ettiklerinin isapati istenebilir:

Demokrasilerde güçler ayrılığı prensibinin geçerli olduğunu, bu prensip uyarınca yasama, yürütme ve yargının birbirlerinin üzerinde yer almadıklarını ifade eden Sabih Kanadoğlu, ´´Demokrasinin en önemli özelliği çoğulculuktur, çoğunlukçuluk değildir, böyle anlarsanız, buna da ´dur´ diyecek bir makam vardır´´ diye konuştu.

Cumhuriyetin kazanimlari 2 (birinci baski)

In Uncategorized on Ekim 31, 2008 at 10:22 pm

Basligi tiklarsaniz daha rahat okuyabilirsiniz.

Son alinti biraz uzun oldu. Ancak güzel bir yaziydi, biz sagcilarin mutabakat icinde oldugunu düsündügüm icin oldugu gibi aldim. Biraz toparlayacak olursak, malum cevrelerce cumhuriyetin kazanimlari söylemi altinda kastedilen daha cok laiklik.

Savaş, laik devletin tarihe gömülmeye çalışıldığını ve yargıyı tek bir partinin güdümüne sokup kuvvetler ayrılığının, dolayısıyla hukuk devletini ortadan kaldırılmasının hedeflendiğini söyledi.

Örnekleri cogaltmak mümkündür, fakat gerek oldugunu sanmiyorum. Öte yandan sözkonusu kazanimlarin yine laiklik baglaminda kilik kiyafet konusundaki yasaklara indirgenmesini cok büyük bir handicap olarak görüyorum. Baska bir örnekle tezimizi destekleyelim:

Kadın ve kızlarımız dinimizi temsil etmeyen “Türbana Özgürlük” sloganıyla sürdürülen radikal hareketin, özgürlüğü dışlayan dinci siyasal ideolojinin bir parçası olduğunu anlamaları gerekir.

1 Nisan 2005 Nuri OK, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, yeni bu.

Blog hakkinda” kisminda yazdigim gibi laiklik hakkinda tartismaya girmeyecegim. Bunun sebebi herhangi bir cekingenlik degil, bu konu cok etrafli sekilde cesitli ehil kisilerce bloglarda tartisiliyor, benim katkimin fazla olacagini sanmiyorum. (Yalniz diyanet isleri baskanligi diye bir kurumun varligini hatirlamak lazim. Bu kurum iyi kötü bir hizmet veriyor, basörtüsü konusundaki görüsleri savcilarla ayni degil.)

(Yine blog hahkkinda ´da bahsettigim toplumsal dayanisma ise, kendini rejimin bekcileri olarak tanimlayan elitist kemalistlerle degil, democrat-sag, democrat-sol muhafazakar-sag, muhafazakar-demokrat, liberal democrat- müslüman veya dindar- democrat veya salt dindar- müslüman veya democrat olarak kendini tanimlayanlar arasinda vuku bulabilecektir)

ERDOGAN´IN TESPITLERI

Sn Erdogan´in tespitleri de yerinde, hatirlayacak olursak;

Bugün hala 80 yıl önceki ezber üzerinden siyaset yapanlar, ne yazık ki, milletimizin yaşadığı büyük değişim ve gelişmenin hem dışında hem de çok gerisinde kalmıştır. Umuyorum onlar da yakında, Türkiye’nin artık, o eski Türkiye olmadığını anlayacaktır. Demokrasi, laiklik, hukuk devleti ve sosyal devlet anlayışları birbirinin tamamlayıcısı mahiyetindedir, mütemmin cüzü durumundadır. Bunlar arasında ayrım yapmak, bu bütünlüğü sulandırmaya çalışmak doğru değildir.”

Bu baglamda yine Mehmet Barlas´tan (daha once okumus olanlardan özür dileyerek) itibas yapalim:


Örneğin “rejim”le veya “cumhuriyetin kazanımları” ile ifade edilen olgu, en somut söylenişi ile “Anayasal demokrasi” değil mi? Hukukun üstünlüğü, seçilenlerin ülkeyi yönetmesi, bütün devlet kurumlarının yetki ve görevlerinin Anayasa ile düzenlenmiş olması da, bu coğrafyada büyük bir “kazanım” değil mi?*

Isin en sarsici bir tarafi da yillardir cumhuriyetin kazanimlari söylemini diline pelesenk eden zümre bu söylemine dinle ve dindar insanimizla ilgili kuskularini cirkin ve herhangi bir somut veriye dayanmaksizin ortaya koyuyor:

Mart 04, 2008 – Genel
Yargıtay Eski Başsavcısı Vural Savaş, AK Parti’yi destekleyenlerin aynı zamanda PKK’yı da desteklediğini iddia etti.

“DÜŞMANLARI KEMALİZM’
Vural Savaş, “Dünyada liberal çok uluslu şirketlerin politikaları doğrultusunda liberal politikaları uygulayan az gelişmiş ülkeler ve kişiler yalnızca onların uşaklığını yapmaktalar. Şu anda AKP’yi destekleyenler aynı zamanda PKK’yı da desteklemekte. Onlar için AKP, PKK yok, onlar için tek düşman hala Kemalizmdir.” dedi.
Eski Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, Bursa 6. Kitap Fuarında düzenlenen etkinlik kapsamında ilginç açıklamalarda bulundu. Fuarda düzenlenen söyleşiye katılan Vural Savaş, ‘Devrimci Anayasa’ isimli söyleşisinde kapitalizm ve liberaliz konusunda açıklamalarda bulundu. Liberalizmin yalnızca çok uluslu süper güçleri dahada güçlendirdiği ve gelişmekte olan ülkeler ile yöneticileri ise yalnızca kölesi yaptığını belirten Savaş, Atatürk’ün uyguladığı dış politikanın benimsenmesi gerektiğini söyledi.
‘AKP Çoktan Kapatılmalıydı’ isimli kitabından alıntılar yaparak sürdürdüğü söyleşisini imam hatip liseleri ile sürdüren Vural Savaş, imam hatip liselerinin laikliğe aykırı ve karşı devrim yapmak için kurulmuş okullar olduğunu kaydetti. Savaş, bazı tespitlerin 15 yıl içinde bu okullardan çıkanların karşı devrim yapmak için çalışma içine girecekleri, o tarihlerinde bu günlere tesadüf ettiğini söyledi.

“BAŞSAVCI OLSAM AKP’NİN KAPATILMASI İÇİN DAVA AÇARDIM”

Yargıtay eski Başsavcısı Vural Savaş, AKP Çoktan Kapatılmalıydı kitabını laiklik kaygısıyla yazmadığına dikkat çekerken, “Ben şayet başsavcı olsaydım. AKP Avrupa Birliği ile müzakereler kapsamında Avrupa Parlamentosu kararları içinde imzalanan 10 ve 11. maddeler için AK Parti’nin kapatılması için dava açardım.” şeklinde devam etti.
AK Parti’nin ABD’nin desteğini aldığının altını çizen Vural Savaş, sözlerini; “Amerika Birleşik Devletleri bu adamı süpürmeye karar verseydi, ne tarikatlar desteği kalırdı, ne iş adamları desteği kalırdı, ne siyonist teşekküllerin desteği kalırdı, ne ikinci cumhuriyetçilerin desteği kalırdı, 3 günde sıfıra indirirler hatta bir askeri müdahalenin zeminini Türkiye’de hazırlarlardı.” şeklinde sürdürdü.

3 GÜNDE 100 BİN’E YAKIN KİŞİNİN
ZİYARET ETTİĞİ FUARDA 30 KİŞİYE SESLENDİ

Yargıtay eski Başsavcısı Vural Savaş, Tüyap tarafından düzenlenen ve 3 günde 100 bine yakın kişinin ziyaret ettiği Bursa 6. Kitap Fuarı’nda yaklaşık 30 kişiye seslendi. 9 gün sürecek ve yaklaşık 200 binden fazla kişinin ziyaret etmesi beklenen fuar ilk 3 günde 100 bin dolayında kişi tarafından ziyaret edildi. Buna karşın düzenlenen söyleşi programında 30 kişilik salonu dahi dolduramayan Yargıtay eski Başsavcısı Vural Savaş’ın hayal kırıklığı konuşmasına yansıdı. Program sonunda soruları cevaplamayan Savaş sıralarda gördüğü boşluklar nedeniyle ‘laiklerin ilgisizliğinden’ yakındı. (CİHAN)


Bu da yeterli olmuyor, dini hayata müdahaleye varan aciklama ve söylemler fütursuzca serdediliyor.

Örnekler gelecek,
Bir baska örnek ise; Türkce ibadet. Her sene ramazanda gündemin birinci maddesi olurdu
Üniverstelerarasi kurul baskaninin da basörtüsü hakkindaki sözlerini ilk yazida alintilamistim.

Yukardaki örneklerden de görülecegi üzere cumhuriyetin kazanimlari söylemini cokca yineleyen Üniversite kurumu ile yargi cokca dini alanla ilgili ictihadlar yapabilmektedir. Yine bu ictihadlara örnek derin uyusmazlik yazimin alt paragrafinda mevcuttur.

Bu ictihadlari yapanlar;

Bu gün polisimize tas atan Pkk sempatizanlari ile dindar insanlari hatta oldukca seküler kimligi bulunan Akp´yi de ayni statüde gören söylemleri hükumetin kurulusundan bu yana “itham siyaseti” dedigim tarzda gündeme getirerek kamuoyunu yönlendirmeye calisiyorlar. Bu blogun bir amaci da bu yönlendirmeye bir nebze olsun cevap vererek, hic degilse arada kalan vatandaslarimizin bu söylemleri ve bu söylemlerin sahiplerini sorgulamaya baslamasina hizmet etmektir.

Adana da terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan a cezaevinde şiddet uygulandığı iddiasıyla terör örgütü PKK yandaşı gruplar bazı mahallelerde korsan gösteri düzenlendi. Lastik yakıp caddeleri trafiğe kapatan çoğunluğu çocuklardan oluşan göstericiler polisleri ve araçları taş yağmuruna tuttu.

Bir önceki yazida üc bacak ile ele aldigim husulardan birincisine simdi bakalim:

Cesitli toplum kesimleri arasinda dini ve dindar insanlari öcü olarak gören bir zümrenin varligi red edilemez. Bu kesimlerin hepsinin bir rant kavgasi pesinde oldugu, Anadolu kaplanlari diye tabir edilen yeni müslüman zenginlerin varligindan rahatsiz olduklari icin yukarida ayrintili sekilde tasvir edilen yöntemlere basvurdugu iddiasi ise insafsizlik olur. Dindar insanlara –siyasetcilere yönelik güvensizligin sebepleri de ayri bir arastirma konusu olabilir; siyaset kurumunun bunu degerlendirecegini umuyorum. Tabii dindar insanlarin da her seyde komplo aramaksizin iclerine sizan provakatörlere firsat vermeden hareket etmeyi de ögrenmesi lazim. Asagidaki haber gibi binlerce haber yer aliyor medyada. Bahsettigim korkunun sebebi bu olsa gerek:

Konya’da Hz. Muhammed karikatürlerini protesto yürüyüşünde bir kadın gazeteci başı açık diye kalabalıktan atılan taşların hedefi oldu

Konya’da Halk Eğitim Dayanışma ve Araştırma Derneği (Heda-Der) tarafından “Resul’e Sadakat” yürüyüşüne ellerinde Kuran-ı Kerim bulunan 5 bine yakın kişi katıldı. Erkeklerin önde, çarşaflı ve türbanlı kadınların ise erkek grubunun 5 metre arkasında yürüdüğü eylem, Atatürk Kız Lisesi önünde başladı. “Peygambere uzanan eller kırılsın” diye bağıran göstericiler, Arapça yazılı yeşil pankartlar açtı. Bu sırada eyleme katılan bir otobüsten Kuran-ı Kerim okunmaya başlandı. Aracın yanında bulunan bir grup, otobüsün kenarında ayaklarını sarkıtarak oturan ve not tutmaya çalışan SABAH gazetesi muhabiri Aliye Çetinkaya’nın başının açık olduğunu öne sürerek genç kıza bağırdı. Çetinkaya, ne olduğunu anlamaya çalışırken, gruptan birkaç kişi kendisine ayakkabı ve taş fırlattı. Omuzuna ve başına taş isabet eden Çetinkaya’yı erkek meslektaşları çekip kurtardı.

Diger bir kisim ise bu söylemlerin rantini yiyen ve pastadaki payindan vazgecmek istemeyen bir zümredir diye düsünüyorum.( Ispati yok)

Diger iki maddenin ise aslinda simdiye kadar anlasilmis olmasi lazim.

Ücüncü yazidan devam etmek icin tiklayiniz.

Cumhuriyetin kazanimlari 1 (dördüncü baski)

In Uncategorized on Ekim 31, 2008 at 1:32 pm

Basligi tiklarsaniz daha rahat okuyabilirsiniz.

Ülkemizde her kesimin kavramlara atfettigi mananin farkli oldugu tespitini yapalim önce. Bununla ilgili link burada. Oradan kisaca tekrar edersek, kavramlarda bir mutabakat yok. Bundan sadece devlet sorumlu degil, siyasetciden, aydina sorumlular yelpazesi var. Bu durum ise statükonun, birbirine düsmanliktan ve ötekilesmeden beslenen bir yapinin da kacinilmaz olmasina sepeb. Linki destekler bir örnek verelim, Akyol.org´dan bir yorumu alalim:

Kavram pusluluğunun ülkemiz ve topluluğumuz için ne büyük felaket olduğu nasıl anlatılabilir bilemiyorum!


TC. anayasasında ülke, cumhuriyet, devlet gibi kavramlarının tanımının neden yapılmamış olduğunu anlamak mümkün değildir. Kavramlar iç içe sokulmuş birbirleriyle karıştırılmış bir anayasa insanların kafasında bulanıklık yartıryor, sorunları çözümsüz, tartışmaları sonuçsuz hale getiriyor… Yukarıda bir yorumda, yorum sahibi “cumhuriyeti bölüyorlar” die bir ifade kullanmış. Vatanı bölüyorlar, ülkeyi bölüyorlar dense budan kastın ne olduğunu herkes anlar. Eğer “cumhuriyeti bölüyorlar” dersen, bundan kimse bir şey anlamaz. ayrıca böyle bir ifade ifadeyi kullana kişinin “cumhuriyet” diye neye demekte olduğu konusunda insanların kafasını yorar!


Cumhuriyet ne ülke nede vatan demektir. cumhuriyet sadece bir yönetim biçimidir ki, bölünür birşey değildir!

Kavramlarla ilgili bu tespitten sonra Cumhuriyet kavramina iliskin bir degerlendirmeye de bu baglamda bakabiliriz.

Cumhuriyet, rejim türleri arasında bir türdür, Tanrısal bir yaratık, vazgeçilmez bir tarz, hiçbir zaman hata yapmayacak bir kavrayış değildir. (A. Yayla)

Tarihte cumhuriyetlere atfedilebilecek iyi şeyler de olmuştur, kötü şeyler de. En kötü despotizmlerin bazıları, gerek uzak geçmişte gerekse 20. yüzyılda, cumhuriyet rejimleri adına, cumhuriyet rejimleri tarafından yapılmıştır. Her dönem ve her yer için insan haklarıyla, günümüzde demokrasiyle harmanlanmayan cumhuriyet tatbikatları, hem mahallî hem evrensel ölçekte insanlara çok zarar vermiştir. Esasen, yalnız başına bırakılmış cumhuriyet fikrinde gayri medenî bir nüve vardır.( A. Yayla)

Cumhuriyetlerde yenilenme, küresel koşullara ve toplumsal taleplere göre yapılır, zaten özü gereği cumhuriyet bunun için kurulur. Toplumdan ne anlaşıldığı, yenilenmeden ne kastedildiği ise cumhuriyetin kalitesini belirler. Bu kalite genel olarak demokratikleşme yani vatan meselesini önceden çözüp vatandaş meselesine evrilme kapasitesiyle ölçülür. Dolayısıyla devletin hangi ilkelerle kurulduğu, cumhuriyetin ne tür esaslara dayandığı kadar nasıl sürdürüldüğü de önemli olur. BERİL DEDEOĞLU –STAR 29. 10. 2008

Simdi bizdeki cumhuriyet anlayisina bakalim.

Bizdeki cumhuriyetçi propaganda sanki Türkiye Cumhuriyeti insanlık tarihinde kurulan ilk cumhuriyetmiş ve kendi tarihimizde de cumhuriyetin kurulmasından önce beş para eder bir şey yokmuş havasını basmaktadır. Oysa, Türkiye’nin cumhuriyeti gelmiş geçmiş birçok cumhuriyet arasında bir cumhuriyettir. (A. Yayla)

Bu tespitlerden sonra konumuza devam edelim. Ülkemizde `”cumhuriyetin kazanimlari“kavramini dile getirenler kimlerdir?` sorusuna cevap arayalim.

1. Üniversiteler

2. Köse yazarlari

3. Cumhuriyet savcilari

4. Barolar (bilmem nerenin eczaci barosuna kadar)

5. Siyasetciler

Simdi bu söylemlere örnekler verelim.

1. Üniversiteler

Toplantıda bir konuşma yapan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sevgi Mir ise, Cumhuriyet kazanımlarının ortadan kaldırılmaya çalışıldığını belirtti.

Bilim yuvası olan üniversitelerin inanç yuvaları haline dönüştürülmeye çalışıldığını ifade eden Prof. Dr. Mir, ” Bizim sıkıntımız inancını samimiyetle ifade eden ve o inançla bilim okumak isteyen kız öğrencilerimiz değildir. İslam sadece dini alanda değil bir düşünce sistemine dönüştürülmeye çalışılıyor. Onlar gibi düşünmeyenler baskı altında tutulmaya çalışılıyor. Tek bir doğruyu kabul etmek üniversitelerle bağdaşmaz. Bizim için tek doğru bilimin üstünlüğüdür.” diye konuştu.

Konuyla ilgilinenler (1)Türköne´den bir alintiya bakabililirler.; (2) ayrica bu mahiyette bir yazi daha var surada.

2. Köse yazarlari

Artik laik köse yazarlarini okumadigim icin bu basligi incelemiyorum, ama sunu söyleyeyim beni onlar yetistirdi.

3. Cumhuriyet savcilari

Meshur Savci:

“Eskiden devlet ön plandaydı, şimdi vatandaşı (bireyi) ön plana çıkarmak için bunları yapıyoruz” yalanıyla halkı kandırmaya çalışıyorlar.

Ümmet toplumunu, “Ulus” yapan, halkımızın yarısını teşkil eden kadınlarımızı toplum hayatımıza kazandıran, insanlarımızı “kul” statüsünden çıkarıp, eşit haklara sahip vatandaşlar (bireyler) haline getiren, beğenmedikleri Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet idaresidir.(26.10.1999)

Onlar aslında, Cumhuriyetimizin kazanımlarını yok etmenin savaşını veriyorlar.*

Bu aciklamadan sonra gazetelerde bazi yorumlar yapildi, olumlu olanlari alalim:

M. Yılmaz şunları söyledi:

“Evet devletin görevi ülkenin bütünlüğünü korumaktır, kamu düzenini korumaktır, can ve mal güvenliğini korumaktır, ama 2000 yılında devletin görevi sadece bunlar derseniz, siz o zaman çağdaş devleti bilmiyorsunuz demektir, sizin devlet anlayışınız demode kalmış demektir. Bugün bu devlet hem bu görevlerini yapacaktır, hem de vatandaşının dokunulmaz olan alanını vatandaşına bırakacaktır.”

Öymen, “Sayın Savaş`ın açıklamalarında bir tek noktada mutabakat kalınması mümkün değil. Vural Savaş meclisten umudunu kestiğini söylüyor. Buna katılmıyorum. Biz bu meclisin dışındayız. Meclisi eleştiriyoruz. Ama meclisten ümidimizi kesmiyoruz ve kimse de kesmemeli. Meclis dışında olsak bile umudumuzu koruyoruz. Çünkü oraya yine geleceğiz“ diye konuştu.

Keske bu yaklasimi o zaman asgari müsterek olarak sayin savci da görebilseydi. 1999´dan bu yana ayni söylemlerle karsilasiyoruz. Akp´ye acilan kapatma davasinda emekli savci yine benzer uyarilar yapiyor:

”Anayasa Mahkemesi elini çabuk tutuyor. Yoksa bundan sonra mutlak surette yargıyı ele alacaklar. Bu değişikliği yaptıkları zaman Türkiye Cumhuriyeti’nin sonu gelecektir. AK Parti kapatıldıktan sonra yapılacak bir erken seçimde CHP’nin de içinde yer alacağı geniş bir cephe kurulmalı. O zaman bu cephe en az yüzde 35-40 oy alacaktır ama bunu yapamıyoruz.”

Sayin savcinin öngörülerinin cikmamasi beni hakikaten cok memnun ediyor. Ama kendisi kehanetlerinden vazgecmeyecek gibi görünüyor. ( Bkz” ; ayni ruh halinin bu kadar senedir devam etmesi hayra alamet olmasa gerek.) Kendisi de ALLAH´a cok sükür hayatta, 99 yilinda IBDA-C terör örgütü belli mahfiller tarafindan malum amacla (korku siyaseti) icin palazlandirilmis olsa gerek. (Arastirmacilara birakiyorum) Bu noktada ilginc bir itiraz da evrensel gazetesinden gelmis (28.10.99).

Milli Güvenlik Kurulu toplantısı öncesinde Türkiye´nin yeni yasaklara ihtiyacı olduğunu iddia eden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş´a, partiler, kitle örgütleri ve sendikalardan tepki gösterdi. Faili meçhul cinayetlerin yasaklarla aydınlanamayacağının belirtildiği açıklamalarda, ülkenin yeni baskı düzenlemelerine değil, demokrasi ve özgürlüğe ihtiyacı olduğu vurgulandı.


EMEP: Emekçilerin özgürlüğe ihtiyacı var
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş´ın sözlerinin devlet felsefesinin, yönetme tarzının bir ürünü olduğunu, bu tarz ve felsefenin zaten iktidarda olduğunu vurgulayan EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel, halka tek çıkış yolu olarak “zincirli hürriyet”in gösterildiğini belirtti.üzel, dün yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye´nin sorunlarının çözümünü “yasaklar hukuku”yaratmakta gören DGM Başsavcısı Vural Savaş´ın kendisini tehdit eden gerici, karanlık güçleri gerekçe göstererek halka tek çıkış yolu olarak “zincirli hürriyeti” gösterdiğini belirtti. Savaş´ın bir hukuk adamına yakışmayacak bir yasakçı zihniyetle konuştuğunu dile getiren Tüzel, Savaş´ın “Dünyanın bütün baskıcı, sansürcü yasalarını alın getirin bana” dercesine hükümeti ve parlamentoyu, Almanya´dan, İngiltere´ den, Yunanistan´dan yeni “yasakçı yasalar” ithal etmeye çağırdığını kaydetti.


Parti kapatmakla ünlenen Savaş´ın, bu konuda daha fazla yetki isterken, telefon dinlemenin yasallaşmasını, sansürün kurumsallaşmasını istediğini anımsatan Tüzel, “Ulucanlar Cezaevin´de ve öncesinde diğer cezaevlerinde katledilen onlarca siyasi tutsak yetmezmiş gibi, halkın bütün tepkisine rağmen devleti yeni katliamlar yapmaya davat etti” dedi.


Dönem dikkat çekici
Savaş´´ın açıklamasının, Prof. Ahmet Taner Kışlalı´ nın öldürülmesiyle, laik-şeriatçı çatışmasının yeniden canlandırılmaya başladığı günlere denk gelmesinin dikkat çekici olduğunu vurgulayan Tüzel, “Milli Güvenlik Kurulu toplantısından bir gün önce konuşması ise dikkat çeken bir diğer noktadır. Dolayısıyla Vural Savaş´ın söyledikleri iddia ettiği gibi kendisinin kişisel fikirleri değildir. Savaş, onlarca yıldır sürdürelen devlet politikalarının, yönetme tarzının sözcüsüdür. Açıklamalarıyla, devletin halka yönelik baskıcı, gerici, yasakçı politikalarının önümüzdeki günlerde daha da artarak sürdürüleceğinin işaretlerini vermektedir” diye konuştu. Tüzel, işçilerin, emekçilerin, gençlerin ve memleketin demokrasiye ve özgürlüğe ihtiyacı olduğunu vurgulayarak, “Ve onlar her şeye rağmen, yasakları ve zincirli hürriyeti sevenlere karşı mücadele etmeyi sürdürecekler” dedi.

Simdi bu alintilari nasil yorumlamak lazim bilemiyorum. En iyisi bu alintilara baska bir alintiyla cevap verelim, onca sene gecti, kac tane islami siyaset yapan parti kapatildi, bir ayaklanma, rejim karsiti bir kalkisma olmadi. Insanlar ugradiklari magduriyetleri (basörtüsü zulmü) sineye cekti.

Türkiye’de mütemadiyen cumhuriyetin bitmez tükenmez bir tehdit ve tehlike altında olduğu propagandasının yapılmasına rağmen, ciddî bir tehlikenin ve tehdidin mevcut olmamasıdır. Türkiye’de cumhuriyet fikrine ve cumhuriyet rejimine karşı çıkan kişi ve gruplar, bildiğim kadarıyla pek yoktur. (A. Yayla)

Devam edelim.

Meshur baska bir savci; 367 ile anilacak:

Devlete ve rejime yönelmiş olan ve Cumhuriyetin çağdaş kazanımlarını, laik demokratik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan diğer irticai terör örgütlerinin tehdit ve eylemleri, ciddi ve kaygı verici boyutlara ulaşmıştır. Terör amaçlı örgütlerin milletçe yapılan mücadele sonucu çökertilmesine rağmen tehlike devam etmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Başsavcılığı bir an önce kurulmalıdır.”, diye bir söz de sarfetmis ki cok ilginc. “Devleti savcilik yapalim” diye anladim ben su kadar aklimla.( Bu konusmayi tarihiyle beraber yorum kismina tamamiyla ilave ettim). Ayrica daha kolay okuncabilecegi bir yer de burasi.

4. Barolar (oda baskanlari, ayni sey miydi?)

Istanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Tanıl Küçük, Oda Meclisi toplantısında yaptığı konuşmada yeni anayasa tartışmalarına değindi. Küçük, “Çağdaş bir anayasaya olan ihtiyaç tartılmaz ancak yeni anayasanın hazırlanması sürecinin toplumda gerilimi ve kutuplaşmayı yükseltecek şekilde gelişmemesi gerekir. Laik demokratik cumhuriyetimizin kazanımlarının, tartışılır, sorgulanır hale gelmesi kabul edilemez” dedi.27 09 2007; Kaynak burasi.

5. Siyasetciler

Canan Arıtman

CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman da, tartışmaya, Gül çiftinin manevi evlat alacağını öğrenince büyük bir endişe duyduğunu belirterek katıldı. Arıtman, endişelerini şöyle dile getirdi: “Çünkü Cumhuriyetin kuruluş felsefesine aykırı düşünceler taşıyan, cumhuriyet kazanımlarını koruma hassasiyetleri olmayan bir çiftin ebeveynlik yapacağı çocuğun dünya görüşünde sapmalar olabilir. Bu, kız çocuklarını daha fazla etkileyebilir, başı kapatılabilir, daha ağır bedel ödeyebilirler. Kendi çocuklarını istedikleri gibi formüle edebilirler. Ancak SHÇEK’in koruması altında olan çocuklar milletin çocuklarıdır. Ben de milletin çocuklarını Gül ailesine emanet etmek istemem.”

CHP İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyesi Zehra Eylici

Biz çağdaş demokratik ve laik Cumhuriyetimizin kadınları olarak, Cumhuriyet ve kazanımlarından rövanş almaya çalışanların baskı ve tehditlerinden korkmuyoruz” diye konuştu. 05.11.2008

Meraklisina uzmez gazozlari

Cumhuriyetin kazanımları kalıcı hale gelmiştir

Erdoğan:

1.AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Cumhuriyet’in kazanımlarının kalıcı hale geldiğini belirterek, ”Bundan geriye dönüş de olmayacaktır, olamaz. Ne mutlu ki Cumhuriyet’in kuruluş ideallerine, çağdaşlaşma hedeflerine, bugün her zamankinden daha yakın bir noktada bulunuyoruz” dedi.

2. “Cumhuriyetimizin niteliklerin halkımızca yeterince sahiplenilmediği yönündeki iddialar, milletimizin devletine ve cumhuriyete olan sadakatini tartışmalı hale getirmek anlamını taşır. Bu, Cumhuriyetimizin bütün kazanımlarını, bütün başarılarını inkar etmek demektir. Elbette böyle bir haksızlığı kabul etmek mümkün değildir. Bugün hala 80 yıl önceki ezber üzerinden siyaset yapanlar, ne yazık ki, milletimizin yaşadığı büyük değişim ve gelişmenin hem dışında hem de çok gerisinde kalmıştır. Umuyorum onlar da yakında, Türkiye’nin artık, o eski Türkiye olmadığını anlayacaktır. Demokrasi, laiklik, hukuk devleti ve sosyal devlet anlayışları birbirinin tamamlayıcısı mahiyetindedir, mütemmin cüzü durumundadır. Bunlar arasında ayrım yapmak, bu bütünlüğü sulandırmaya çalışmak doğru değildir.”

Tugluk, DTP:

Cumhuriyet’in kazanımları Türk-İslam karışımı bir milliyetçilik/dincilikle bitirilmek isteniyor. Kemalizm eğer Cumhuriyet aydınları tarafından sol ve demokrat yorumla güncelleştirilebilseydi bunun önüne geçilebilirdi. İşte o zaman demokratik ulus var edilebilirdi ve dincilik de, aşiretçilik de ırkçılık da bugünkü tehlikeli düzeyine ulaşamazdı.’

Tugluk´un bu sözlerin asil sahibi olmadigini, bu sözlerin aponun sözlerinin yaklasik bir sene sonraki tekrari oldugunu da söyleyelim.Merak edenler icin kaynak vardi. (Böylesi bir isgüzarlikla kendi kuyularini kazdiklarini düsünüyorum. Bundan sonra hic bir gazete Dtp´lilerin yazilarini yayinlamaz herhalde).

Simdi bir ara degerlendirme yapalim


Cumhuriyetin kurulma sürecini isin uzmani olan tarihcilere birakarak, kazanimlar söyleminin arkasinda yatan duygunun sebebinin ne oldugunu anlamaya calisalim.


1 Cumhuriyetin (kavramsal olarak) millete mal olmamis oldugu vehmi.

2 Cumhuriyet rejimi adi altinda belli bir zümrenin millet üzerindeki tahakkümünün ve statükonun devamini saglayabilmek.

3 Bu baglamda toplumdaki dine ragbetin, cumhuriyet rejimine (aslinda kendi tahakkümlerininin devamina) tehdit oldugu algisi- vehmi. (Bunu 2. maddeden bagimsiz düsünmek neredeyse imkansizdir, o zaman algi olur, vehim olmaz)

Peki bu 3 „ana bacakta“ incelemelerimize devam edersek; bu söylemlerin sahipleri otoriter ideolojilerini güclendirmek icin ne yaptilar?


Kendilerini devleti kuran parti olarak lanse ettiler:


CHP devlet kuran bir parti değil; devlete hakim iktidar odaklarının ideolojilerini halka dayatmak ve benimsetmek amacıyla kurdukları bir devlet partisidir. CHP halk tarafından değil, halka karşı devlet tarafından kurulmuştur. Onun için CHP yöneticilerinin veya CHP zihniyeti savunucularının cumhuriyeti babalarının malı gibi görmeye ve “cephede kazandığımızı sandıkta kaybedemeyiz” türü talihsiz beyanatlar vermeye asla hakları yoktur.

CUMHURİYET VE KAZANIMLARI
Ahmet Faruk NİZAMOĞLU

Burada katilmadigim tek nokta „devlet onlarin“ söylemine kapi acilmasi (su söz CHP halk tarafından değil, halka karşı devlet tarafından kurulmuştur.)


Laiklik kalkani latinda totaliter ideolojiyi dayattilar; en güzel örnek:


Laikliğin net bir tanımı bulunmadığını, her ülkenin kendi koşullarına göre o ülkede laikliğin şekillendiğini ifade eden Sabih Kanadoğlu, örneğin Fransa´da kiliseyle devlet arasında varılan anlaşma uyarınca iki tarafın birbirlerinin işlerine karışmaması benimsenirken, Türkiye´de geçmişte yaşanan olumsuzluklar göz önünde bulundurularak, ´´dinin devlet işlerine karıştırılmaması, ancak devletin din işlerine karışması´´ yaklaşımının benimsendiğini anlattı.


Sorun ne:


Türkiye’de en büyük zaaf, küçük bir elit grubun, kendi görüşlerinin dünyanın en mükemmel görüşü olduğuna inanması ve diğerlerine bunu kabul ettirme inadını bırakmaması. (Karpat)

Aydınlarını ve alimlerini savaşta tüketmiş bir toplumun başına, dar bir seçkin azınlık kadro musallat oldu. Merkeze, devletin içine bürokrasiyi tekellerine alarak oturup, tanımadıkları toplumu bir yandan uzaklarında tutup öbür taraftan da değiştirmeye giriştiler. Cumhuriyet’in elitleri, kendi iktidarlarını sağlamlaştırmak için toplumu merkezin dışında tutacak çareler aradılar. Sorun Cumhuriyet’in değerleri veya çağdaşlaşma ideali değildi. Modernleştirici programların öncelikli amacı da bu seçkin bürokratik iktidarı pekiştirmekti. Çağdaş değer ve idealler, toplumu yabancılaştıracak ve merkezin uzağında tutacak şekilde yorumlandı ve seferber edildi. (Türköne)

Sorun, bir siyasal rejim türü olarak cumhuriyetin kendisinden kaynaklanmıyor; cumhuriyeti ideolojik bir sistem olarak algılayan Jakoben iktidar seçkinlerinden kaynaklanıyor. Bizim Cumhuriyetimiz elbette yaşamalı, ama demokrat olmayan iktidar seçkinlerinin vesayetinde değil! Türkiye`nin asıl ihtiyaç duyduğu yönetim şekli, demokratik cumhuriyettir.` (s.30.37) Demokratik bir cumhuriyete doğru hızla evrilmemiz dileğiyle cumhuriyet bayramımız kutlu olsun diyorum.
Mehmet Metiner 2006-10-30 Bugün

Türkiye´de meclis ne zaman özgürlükler alaninda ya da halkin degerleri ile bariþmak adina bir açilim yapmaya kalksa çevreler hemen „cumhuriyetin kazanimlari elden gidiyor“; diye feryadi basiyor.

Halbuki biz cumhuriyetin kazanimlari deyince öncelikle cumhurun, yani millet çoðunluðunun iradesinin yönetime yansimasini

anlariz. Türk kadinina seçme ve seçilme hakkinin bir çok ülkeden daha önce verilmiþ olmasini anlariz. Bu milletin emperyalizme verdiði savaþin zaferle sonuçlanmasini anlariz. Baðimsizliði anlariz. Millet namusunun batili köpeklerin tasallutundan kurtarilmiþ Kahraman Maraþ;ta Sütçü Imamin Türk kadinin iffetine uzanan elleri kirmak için koyduðu yiðit tavri;

kalede Fransiz bayraði dalgalanirken ben burada Cuma namazi kildirmam diyerek kurtuluþ meþalesini yakan Ridvan Hoca´nin baþlattiði mücadelenin zaferini anlariz. Kara Fatmalarin, Nene Hatun;larin verdiði kavganin baþariya ulaþmasinin manasini anlariz. Demokrasinin ülkemize (yarim yamalak ta olsa) kazandirilmasini, çaðdaþ medeniyet seviyesinin çikma hedefine yönlendirilmemizi, bilimde, sanatta, sporda, kalkinmada diðer ülkelerle yariþmayi anlariz. Saltanatin kaldirilmasini,

eðitimin millileþtirilmesini, Yeni Türk alfabesinin kabulünü, uluslar arasi ölçülerin benimsenmesini ve buna benzer bir çok yeniliði

anlariz. Cumhuriyetin bir ahlak, erdem ve fazilet rejimi olduðunu anlariz.

Oysa bugünkü tepinmelerin, feryat-figaninin, bizim anladiðimiz cumhuriyet kazanim ve deðerleriyle uzaktan yakindan alakasi Zaten bu kazanimlarin elden gittiði falan da yok Milletimiz bu kazanimlarin kiymetini gayet iyi biliyor. Öyleyse nedir mesele?

Bilindiði gibi ülkemizde malum bir azgin azinlik var. Bunlar millete, milletin deðerlerine hep tepeden bakiyorlar. Hiçbir zaman

millete güvenmediler ve güvenmiyorlar. Kendilerini efendi milleti köle olarak algiliyorlar. Þu günlerde altlarindan bir takim þeylerin

kaymakta olduðunu, bir takim imtiyazlarini kaybetmekte olduklarini görüyorlar. Bunu açikça ifade edemedikleri için Cumhuriyetin,

Atatürk’ün ve bir takim deðerlerin arkasina siðiniyorlar. Bir kisim kurumlari bu deðerler üzerinden tahrik ederek ellerinde

bulunan imtiyazlari korumaya çaliþiyorlar. Bunlarin tepki gösterdiði hususlarin bir kaçina þöyle bir göz atarsak: Zina suç sayilsin

deniliyor. Bunlar feryadi basiyor. Cumhuriyetin kazanimlari elden gidiyor diye. Ankara Valiliði bir GAY kulübünü kapatmak istiyor.

Gene ayni feryat. Tekirdagin kurtuluþ gününde belediye restoraninda içki servisi yapilmadi diye bir CHP limilletvekili ter ter tepiniyor Uludaðda camiye siðmayan cemaatin bir kismi kar üzerinde namaz kiliyor. Gene gitti Cumhuriyetin kazanimlari(!). Bir belediye yeni evlenen çiftlere evlilik rehberi adinda bir broþür veriyor. Gene ayni terane. Üç beþ

öðrenci lisede namaz kildi diye yeri göðü yikiyorlar. Travestilerin iþlerini rahat bir þekilde icra edebilmeleri onlara göre en tabi insan

hakki. Ama lise öðrencilerinin namaz kilmalari, üniversiteye baþ örtüsü ile girilmesi, içkili mekanlarin aile ortamlarinin diþina çikarilmaya

kalkilmasi, Þehitlerin anildiði bir günde içki servisi yapilmamasi gibi hususlar cumhuriyetin kazanimlarinin elden gitmesi oluyor.

Zinanin serbest olmasi ne zaman „Cumhuriyetin kazanimi“oldu? GAYlerin (yani ib..lerin) haklarinin korunmasini hangi cumhuriyet kazanimi ile izah ediyorsunuz? Hangi Cumhuriyet deðeri baþörtüsünü yasakliyor? Içkiyi özendirmek

Cumhuriyetin kazanimi midir? Cumhuriyet rejiminin inananlarla, inananlarin da cumhuriyet rejimi ile bir problemi yoktur. Bu yaptiklariniz ayni zamanda cumhuriyete bühtandir. Zinayi, ib..liði, içkiyi savunabilirsiniz. Dine de karþi olabilirsiniz. Istediðiniz açabilir, istediðiniz yerinizi örtebilirsiniz. Namus kavraminiz da olmayabilir. Bu sizin tercihiniz. Ama lütfen bunlari Cumhuriyetin kazanimi olarak takdim etmeyin. Ayip oluyor.

Mehmet KIRYUSUFOÐLU

www.huryorum.com

not : Bazilarinin düsündügü gibi bu yazi statükocularla bir orta yol bulusmasi amaclamiyor. Hakim güc odaklariyla bir konsensüs arayisi ise hic degildir. Erkenci yorumlarla günahimi alanlar siz yok mu siz! Bu isi baltalayan sizin sabirsizliginiz. (Bana “Münafik” diyenlere)

Devam etmek icin tiklayiniz.

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.