kazanimlar

Korumalı: Yarginin icine s.

In Uncategorized on Mayıs 6, 2009 at 9:04 am

Yazı parola korumalı. Yazıyı görmek için parolanızı girin:


Cumhuriyetin kazanimlari 3 (birinci baski)

In Uncategorized on Kasım 5, 2008 at 1:49 pm

Cumhuriyetin kazanimlari ve demokrasi munafikligi

“Önceki yazilarda bahsedilen unsurlarin (kaybetmekten) korktuklari sey nedir?” seklinde bir soruyla düsünmeye devam edelim:

Kendi bakis acilarindan cok kisa bir cevap:
Halkın 1946′dan bu yana cumhuriyetin kazanımlarını yıpratma ihtimali

Halkın 1946′dan bu yana cumhuriyetin kazanımlarını yıpratma ihtimali olan muhafazakâr partilere oy vermesi, “cumhuriyeti kurtarma” fikrinin canlı kalmasını sağlayan bir etken olmuştur. Ve cumhuriyeti demokrasi içinde korumaktan umudunu kesenler için askeri müdahaleler bir sığınma alanı konumuna geldi. 27 Mayıs 1960 ihtilalinin ardından demokratik ve ilerici bir anayasa yapılması, sol hareketlerin bu ihtilalin ardından güç kazanıp toplumu etkilemeleri söz konusu oldu. aslında oluşumları gereği askeri darbelere en fazla karşı olması gereken sol çevreler için de ihtilaller bir çıkış gibi görünür hale geldi. Zira bugün bile kendisini sol olarak niteleyen kimi çevrelerin “cumhuriyet için demokrasiden feragat etme” fikriyle bir kavram kargaşası etkisindedirler.
Öyle bir durum söz konusudur ki “Boş ver demokrasiyi, yeter ki vatanımız şeriatın eline düşmesin, bölünmesin” fikri neredeyse tüm bireylerin kafasında yer etmiş durumda.

Kaynak : Ayi demokrasisi

Peki bu korku herhangi bir somut veriye dayaniyor mu? Yoksa sadece bir vehim mi?

1999 yilina kadar olan gazete küpürlerine sanal alemde ulasmak mümkün, dolayisiyla bu korkunun aradan gecen 10 küsur senedir araliksiz dile getirilmesine ragmen hep bir ihtimalden bahsedildigini görüyoruz.

Bu ihtimal ise:

Laiklik ilkesinin yikilmasi korkusu,

Kutsal dinimizi, din duygularını, simge haline getirilen unsurları istismar ederek ve kötüye kullanarak, Cumhuriyetin temel niteliklerini, özellikle demokrasinin olmazsa olmaz koşulu olan laiklik ilkesini, yıkmaya çalışan veya Devletimizi parçalamak için faaliyet gösteren siyasi partilerin, demokratik siyasi hayat içerisinde yerleri olamaz. Demokrasilerde hak ve özgürlüklerden yararlanılarak, demokrasiyi yıkma özgürlüğü yoktur.

Yukardaki cümleden de anlasilacagi üzere demokrasinin geregi olarak kurulan siyasi partilerin demokrasi icin tehdit olabilecegi degerlendirilmektedir.

Teknik bir konu; hukukcu olmadigim icin bu konuyu degerlendirebilecek salahiyette degilim. Ancak belli bir korkunun var oldugunu söylerken buna kaynak vermek acisindan müsahhas bir örnek oldugunu düsünüyorum.

Sayin savcinin argümanlarinin tamamen dogru oldugu ön kabulünü yaparak sorular soralim:

Böyle bir tehdit algisi varsa, bunu destekleyen somut olaylar nelerdir?
Sokaktaki bir simitcinin simit satarak kazandigi parayi rejimi yikmak icin kullanabilme ihtimalinden bahsediyoruz.

Bundan ne demek istedigimi aciklayayim.
Bir simitci düsünün, sadece simit satmakla kalmamakta baska bazi artniyetler de tasimaktadir. Fiilen buna tesebbüs ettigi belegelenirse yasalar gerekli önlemi alir.
Ama simitci sabahtan aksama menfi görüslerinin propagandasini yapmakla beraber etrafinda cayci v.b bir kac insan toplandi ise daha dikkatli takibe alinir. Hele hele simit satmiyor, fakat satiyor görünüyorsa bunun takibi de kolaydir.Propagandasina firsat verilmez.

Laik demokratik rejime yönelik tehdit ve tehlikeleri önleme tedbirlerini etkin olacak şekilde alma, uygulama ve takip etme yükümlülüğü özlenen insan merkezli demokratik toplum olma iddia ve talebinin zorunlu sonucudur. Nitekim, demokratik sistem kendisini koruyacak mekanizmaları geliştirmiştir. Nuri Ok

Ama hem propagandasina izin veriliyor hem de palazanmasina göz yumuluyorsa „sartlarin olgunlasmasi“ bekleniyor demektir.

Somut olay olabilecek provokasyonlarin hazirlanmasidir.

Konuyu fazla dagitmamak icin burada birakiyorum. Tarihsel sürec icinde yasananlara; somut olay diye ortaya konulan kalkanci –sahin tiyatro oyunlarina ve simitcilerin bundaki rollerine isaret etmekle iktifa edelim.

Bazi seylerin söylenebilmesi ve sözlerin havada kalmamasi icin, baska birilerinin baska seyleri söylemis olmasi gerekir bunun icin de yine baska birilerinin baska seyleri söylemis olmasi lazimdir. Bir savcinin konusabilmesi icin bir Dtp´linin ve yine onun konusabilmesi icin de hapisteki bir teröristin konusmasi gerekebilir.270 ° yapar:Politikalar ve gündem degisir. Bu ara tespitten sonra konumuza geri dönelim.

Demokrasiye atifta bulunan insanlarin “sahte demokrat” olma ihtimali var. Bu ihtimalin varligi kendini rejimin kadim bekcileri olarka görenlerin söylemlerinde ortaya cok cikiyor.
“Bu ihtimali besleyen provokasyonlara karsi önlem nedir?” dersek; benim önerebilecegim tek sey samimiyettir. Eger gercekten demokrasinin bir fazilet rejimi olduguna inanmiyorsaniz, demokrasinin size sundugu imkanlari vasita yaparak siyaset yapmayacaksiniz.

Islam ve demokrasi tartismalari bunun temel mihenk noktasidir. Konu oldukca spesifik. Kendi yazdiklarimla bu noktada acizane bir yol haritasi cizebilirim fakat basit bir blogda bu konuyu ele almak mümkün degildir (Biraz palavra oldu bu). Ancak “Islam´da demokrasi yoktur ” diyenlerin siyasi partiyi de izah etmesi gerekir. Bütün bunlarin yaninda
rejim bekciligini misyon edinenler icin bir tespit var, oldukca yerinde buluyorum:

“Türban” yasağından imam-hatip alerjisine, 28 Şubat sürecinden “kapatma davası”na kadar Türkiye’deki otoriter laiklik örneklerinin hepsinin temelinde dinle ve özellikle İslam’la ilgili bir önkabul yatar. Bu önkabulün sahipleri, İslamiyet’in toplumsal hayatı etkilemesi durumunda mutlaka “gericilik” üreteceğine ve bizi “karanlığa” götüreceğine inanmıştır. Bu yüzden de laikliği, Batı’da olduğu gibi sadece devleti değil, aynı zamanda toplumu ve hatta bireyleri de tanımlayan totaliter bir ilke olarak tarif ederler.(M. Akyol, giristen tekrar oldu)

Buna bir örnek verelim:

Laikliği; katı, donuk, dini dogmalara, bağnazlığa, yobazlığa, dinsel radikalizme karşı devletin, yönetimin ve insanın özgürleştirilmesi hareketi olarak da tanımlayabiliriz. Nuri Ok

Prof. Dr. Bayındır, “Laiklik ilkesine zarar verici uygulamalara girişmek ve türbanı yasallaştırmak, tüm İslam dünyasında kadınların özgürleşmesi için çaba harcayan milyonlarca genç müslüman kadının modellerini ellerinden almak olacaktır. Daha da vahimi, bu ülkede Cumhuriyet ideallerine gönül vermiş hem müslüman, hem laik, hem inançlı, hem özgür olunabileceğine inanmış ve bu tavrıyla tüm dünyada parmakla gösterilen Cumhuriyet kadınlarını, kaderlerine terk etmek gibi bir sonuç doğuracaktır” şeklinde konuştu

Yani her halu karda rejim icin tehdit degerlendirmeleri yapan söylemin sahipleri dinin yol gösterici degerleri olduguna inanmamaktadir.(Bkz önceki yazilardaki diger örnekler)

Hal böyle olunca bu sabit fikir sahiplerinin baskalarini demokrasi münafikligi ile itham etmesi de gülünc oluyor. Hatta bu itham terse de dönebilir.Bu sefer kendilerinden demokrasiye iman ettiklerinin isapati istenebilir:

Demokrasilerde güçler ayrılığı prensibinin geçerli olduğunu, bu prensip uyarınca yasama, yürütme ve yargının birbirlerinin üzerinde yer almadıklarını ifade eden Sabih Kanadoğlu, ´´Demokrasinin en önemli özelliği çoğulculuktur, çoğunlukçuluk değildir, böyle anlarsanız, buna da ´dur´ diyecek bir makam vardır´´ diye konuştu.

Cumhuriyetin kazanimlari 2 (birinci baski)

In Uncategorized on Ekim 31, 2008 at 10:22 pm

Basligi tiklarsaniz daha rahat okuyabilirsiniz.

Son alinti biraz uzun oldu. Ancak güzel bir yaziydi, biz sagcilarin mutabakat icinde oldugunu düsündügüm icin oldugu gibi aldim. Biraz toparlayacak olursak, malum cevrelerce cumhuriyetin kazanimlari söylemi altinda kastedilen daha cok laiklik.

Savaş, laik devletin tarihe gömülmeye çalışıldığını ve yargıyı tek bir partinin güdümüne sokup kuvvetler ayrılığının, dolayısıyla hukuk devletini ortadan kaldırılmasının hedeflendiğini söyledi.

Örnekleri cogaltmak mümkündür, fakat gerek oldugunu sanmiyorum. Öte yandan sözkonusu kazanimlarin yine laiklik baglaminda kilik kiyafet konusundaki yasaklara indirgenmesini cok büyük bir handicap olarak görüyorum. Baska bir örnekle tezimizi destekleyelim:

Kadın ve kızlarımız dinimizi temsil etmeyen “Türbana Özgürlük” sloganıyla sürdürülen radikal hareketin, özgürlüğü dışlayan dinci siyasal ideolojinin bir parçası olduğunu anlamaları gerekir.

1 Nisan 2005 Nuri OK, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, yeni bu.

Blog hakkinda” kisminda yazdigim gibi laiklik hakkinda tartismaya girmeyecegim. Bunun sebebi herhangi bir cekingenlik degil, bu konu cok etrafli sekilde cesitli ehil kisilerce bloglarda tartisiliyor, benim katkimin fazla olacagini sanmiyorum. (Yalniz diyanet isleri baskanligi diye bir kurumun varligini hatirlamak lazim. Bu kurum iyi kötü bir hizmet veriyor, basörtüsü konusundaki görüsleri savcilarla ayni degil.)

(Yine blog hahkkinda ´da bahsettigim toplumsal dayanisma ise, kendini rejimin bekcileri olarak tanimlayan elitist kemalistlerle degil, democrat-sag, democrat-sol muhafazakar-sag, muhafazakar-demokrat, liberal democrat- müslüman veya dindar- democrat veya salt dindar- müslüman veya democrat olarak kendini tanimlayanlar arasinda vuku bulabilecektir)

ERDOGAN´IN TESPITLERI

Sn Erdogan´in tespitleri de yerinde, hatirlayacak olursak;

Bugün hala 80 yıl önceki ezber üzerinden siyaset yapanlar, ne yazık ki, milletimizin yaşadığı büyük değişim ve gelişmenin hem dışında hem de çok gerisinde kalmıştır. Umuyorum onlar da yakında, Türkiye’nin artık, o eski Türkiye olmadığını anlayacaktır. Demokrasi, laiklik, hukuk devleti ve sosyal devlet anlayışları birbirinin tamamlayıcısı mahiyetindedir, mütemmin cüzü durumundadır. Bunlar arasında ayrım yapmak, bu bütünlüğü sulandırmaya çalışmak doğru değildir.”

Bu baglamda yine Mehmet Barlas´tan (daha once okumus olanlardan özür dileyerek) itibas yapalim:


Örneğin “rejim”le veya “cumhuriyetin kazanımları” ile ifade edilen olgu, en somut söylenişi ile “Anayasal demokrasi” değil mi? Hukukun üstünlüğü, seçilenlerin ülkeyi yönetmesi, bütün devlet kurumlarının yetki ve görevlerinin Anayasa ile düzenlenmiş olması da, bu coğrafyada büyük bir “kazanım” değil mi?*

Isin en sarsici bir tarafi da yillardir cumhuriyetin kazanimlari söylemini diline pelesenk eden zümre bu söylemine dinle ve dindar insanimizla ilgili kuskularini cirkin ve herhangi bir somut veriye dayanmaksizin ortaya koyuyor:

Mart 04, 2008 – Genel
Yargıtay Eski Başsavcısı Vural Savaş, AK Parti’yi destekleyenlerin aynı zamanda PKK’yı da desteklediğini iddia etti.

“DÜŞMANLARI KEMALİZM’
Vural Savaş, “Dünyada liberal çok uluslu şirketlerin politikaları doğrultusunda liberal politikaları uygulayan az gelişmiş ülkeler ve kişiler yalnızca onların uşaklığını yapmaktalar. Şu anda AKP’yi destekleyenler aynı zamanda PKK’yı da desteklemekte. Onlar için AKP, PKK yok, onlar için tek düşman hala Kemalizmdir.” dedi.
Eski Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, Bursa 6. Kitap Fuarında düzenlenen etkinlik kapsamında ilginç açıklamalarda bulundu. Fuarda düzenlenen söyleşiye katılan Vural Savaş, ‘Devrimci Anayasa’ isimli söyleşisinde kapitalizm ve liberaliz konusunda açıklamalarda bulundu. Liberalizmin yalnızca çok uluslu süper güçleri dahada güçlendirdiği ve gelişmekte olan ülkeler ile yöneticileri ise yalnızca kölesi yaptığını belirten Savaş, Atatürk’ün uyguladığı dış politikanın benimsenmesi gerektiğini söyledi.
‘AKP Çoktan Kapatılmalıydı’ isimli kitabından alıntılar yaparak sürdürdüğü söyleşisini imam hatip liseleri ile sürdüren Vural Savaş, imam hatip liselerinin laikliğe aykırı ve karşı devrim yapmak için kurulmuş okullar olduğunu kaydetti. Savaş, bazı tespitlerin 15 yıl içinde bu okullardan çıkanların karşı devrim yapmak için çalışma içine girecekleri, o tarihlerinde bu günlere tesadüf ettiğini söyledi.

“BAŞSAVCI OLSAM AKP’NİN KAPATILMASI İÇİN DAVA AÇARDIM”

Yargıtay eski Başsavcısı Vural Savaş, AKP Çoktan Kapatılmalıydı kitabını laiklik kaygısıyla yazmadığına dikkat çekerken, “Ben şayet başsavcı olsaydım. AKP Avrupa Birliği ile müzakereler kapsamında Avrupa Parlamentosu kararları içinde imzalanan 10 ve 11. maddeler için AK Parti’nin kapatılması için dava açardım.” şeklinde devam etti.
AK Parti’nin ABD’nin desteğini aldığının altını çizen Vural Savaş, sözlerini; “Amerika Birleşik Devletleri bu adamı süpürmeye karar verseydi, ne tarikatlar desteği kalırdı, ne iş adamları desteği kalırdı, ne siyonist teşekküllerin desteği kalırdı, ne ikinci cumhuriyetçilerin desteği kalırdı, 3 günde sıfıra indirirler hatta bir askeri müdahalenin zeminini Türkiye’de hazırlarlardı.” şeklinde sürdürdü.

3 GÜNDE 100 BİN’E YAKIN KİŞİNİN
ZİYARET ETTİĞİ FUARDA 30 KİŞİYE SESLENDİ

Yargıtay eski Başsavcısı Vural Savaş, Tüyap tarafından düzenlenen ve 3 günde 100 bine yakın kişinin ziyaret ettiği Bursa 6. Kitap Fuarı’nda yaklaşık 30 kişiye seslendi. 9 gün sürecek ve yaklaşık 200 binden fazla kişinin ziyaret etmesi beklenen fuar ilk 3 günde 100 bin dolayında kişi tarafından ziyaret edildi. Buna karşın düzenlenen söyleşi programında 30 kişilik salonu dahi dolduramayan Yargıtay eski Başsavcısı Vural Savaş’ın hayal kırıklığı konuşmasına yansıdı. Program sonunda soruları cevaplamayan Savaş sıralarda gördüğü boşluklar nedeniyle ‘laiklerin ilgisizliğinden’ yakındı. (CİHAN)


Bu da yeterli olmuyor, dini hayata müdahaleye varan aciklama ve söylemler fütursuzca serdediliyor.

Örnekler gelecek,
Bir baska örnek ise; Türkce ibadet. Her sene ramazanda gündemin birinci maddesi olurdu
Üniverstelerarasi kurul baskaninin da basörtüsü hakkindaki sözlerini ilk yazida alintilamistim.

Yukardaki örneklerden de görülecegi üzere cumhuriyetin kazanimlari söylemini cokca yineleyen Üniversite kurumu ile yargi cokca dini alanla ilgili ictihadlar yapabilmektedir. Yine bu ictihadlara örnek derin uyusmazlik yazimin alt paragrafinda mevcuttur.

Bu ictihadlari yapanlar;

Bu gün polisimize tas atan Pkk sempatizanlari ile dindar insanlari hatta oldukca seküler kimligi bulunan Akp´yi de ayni statüde gören söylemleri hükumetin kurulusundan bu yana “itham siyaseti” dedigim tarzda gündeme getirerek kamuoyunu yönlendirmeye calisiyorlar. Bu blogun bir amaci da bu yönlendirmeye bir nebze olsun cevap vererek, hic degilse arada kalan vatandaslarimizin bu söylemleri ve bu söylemlerin sahiplerini sorgulamaya baslamasina hizmet etmektir.

Adana da terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan a cezaevinde şiddet uygulandığı iddiasıyla terör örgütü PKK yandaşı gruplar bazı mahallelerde korsan gösteri düzenlendi. Lastik yakıp caddeleri trafiğe kapatan çoğunluğu çocuklardan oluşan göstericiler polisleri ve araçları taş yağmuruna tuttu.

Bir önceki yazida üc bacak ile ele aldigim husulardan birincisine simdi bakalim:

Cesitli toplum kesimleri arasinda dini ve dindar insanlari öcü olarak gören bir zümrenin varligi red edilemez. Bu kesimlerin hepsinin bir rant kavgasi pesinde oldugu, Anadolu kaplanlari diye tabir edilen yeni müslüman zenginlerin varligindan rahatsiz olduklari icin yukarida ayrintili sekilde tasvir edilen yöntemlere basvurdugu iddiasi ise insafsizlik olur. Dindar insanlara –siyasetcilere yönelik güvensizligin sebepleri de ayri bir arastirma konusu olabilir; siyaset kurumunun bunu degerlendirecegini umuyorum. Tabii dindar insanlarin da her seyde komplo aramaksizin iclerine sizan provakatörlere firsat vermeden hareket etmeyi de ögrenmesi lazim. Asagidaki haber gibi binlerce haber yer aliyor medyada. Bahsettigim korkunun sebebi bu olsa gerek:

Konya’da Hz. Muhammed karikatürlerini protesto yürüyüşünde bir kadın gazeteci başı açık diye kalabalıktan atılan taşların hedefi oldu

Konya’da Halk Eğitim Dayanışma ve Araştırma Derneği (Heda-Der) tarafından “Resul’e Sadakat” yürüyüşüne ellerinde Kuran-ı Kerim bulunan 5 bine yakın kişi katıldı. Erkeklerin önde, çarşaflı ve türbanlı kadınların ise erkek grubunun 5 metre arkasında yürüdüğü eylem, Atatürk Kız Lisesi önünde başladı. “Peygambere uzanan eller kırılsın” diye bağıran göstericiler, Arapça yazılı yeşil pankartlar açtı. Bu sırada eyleme katılan bir otobüsten Kuran-ı Kerim okunmaya başlandı. Aracın yanında bulunan bir grup, otobüsün kenarında ayaklarını sarkıtarak oturan ve not tutmaya çalışan SABAH gazetesi muhabiri Aliye Çetinkaya’nın başının açık olduğunu öne sürerek genç kıza bağırdı. Çetinkaya, ne olduğunu anlamaya çalışırken, gruptan birkaç kişi kendisine ayakkabı ve taş fırlattı. Omuzuna ve başına taş isabet eden Çetinkaya’yı erkek meslektaşları çekip kurtardı.

Diger bir kisim ise bu söylemlerin rantini yiyen ve pastadaki payindan vazgecmek istemeyen bir zümredir diye düsünüyorum.( Ispati yok)

Diger iki maddenin ise aslinda simdiye kadar anlasilmis olmasi lazim.

Ücüncü yazidan devam etmek icin tiklayiniz.